Gökbilimciler, uzayın derinliklerinde iki büyük galaksinin çarpışması sonucu dışarıya savrulan devasa bir gaz kuyruğunu inceleme altına aldı. Şili'de bulunan dünyanın en hassas teleskop ağlarından biriyle yapılan araştırmada, galaksinin dışındaki o başıboş uzay boşluğunda, sanılanın aksine binlerce yeni yıldızın doğmasına imkan sağlayan 10 devasa moleküler bulut kümesi tespit edildi.
Evrendeki devasa galaksiler, tıpkı trafikteki araçlar gibi zaman zaman birbirlerinin kütleçekim alanlarına girerek çok yakın geçişler yaparlar. Bu kozmik karşılaşmalar sırasında, galaksilerin içinde bulunan milyarlarca ton ağırlığındaki hidrojen gazları, muazzam bir çekim gücüyle dışarıya, yani galaksiler arası bomboş uzay alanına doğru milyonlarca kilometre boyunca savrulur.
Bilim dünyası, bu şekilde ana evinden kopup uzay boşluğuna fırlatılan sahipsiz gazların içinde yeni yıldızların oluşamayacağını varsayıyordu. Ancak Avrupa Güney Rasathanesi (ESO) bünyesinde yürütülen geniş kapsamlı yeni bir araştırma, NGC 4254 isimli galaksinin arkasında bıraktığı devasa kuyrukta ezber bozan bir gerçeği dürüstçe kanıtladı.
Sahipsiz Uzay Boşluğunda Hayata Tutunan Yeni Dünyalar
Bilim insanları, Şili'deki Atacama Çölü'nde yer alan ve dünyanın en güçlü radyo teleskop sistemlerinden biri olan ALMA'yı bu gaz kuyruğuna doğru çevirdi. Çok hassas karbonmonoksit gazı ölçümleri yapan uzmanlar, galaksinin milyonlarca ışık yılı dışındaki o soğuk ve karanlık boşlukta tam 10 adet devasa moleküler bulut olduğunu ortaya çıkardı.
Bu bulutların önemi büyüktür; çünkü uzayda yeni yıldızların ve dolayısıyla yeni gezegen sistemlerinin doğabilmesi için bu yoğun moleküler gaz bulutlarının varlığı şarttır. Gelişmiş teleskop modelleriyle yapılan dürüst analizler, bu başıboş bulutların içinde tıpkı bizim Güneşimiz gibi binlerce taze yıldızın oluşum sürecinin çoktan başladığını net bir şekilde belgelendi.
Astrofizik Modellerini Değiştirecek Dürüst Kanıtlar
Kurumsal yayıncılık ilkeleri gereği okuyucularımıza en dürüst verileri aktardığımız bu çalışmanın sonuçları, evrenin geri kalanındaki yıldız nüfusunun nasıl çoğaldığını anlamamız açısından yepyeni bir sayfa açıyor. Keşfedilen bu 10 devasa bulut, ana galaksiden tamamen kopmuş olmalarına rağmen, uzaydaki sıcak galaksiler arası rüzgarlara karşı kendi iç kütleçekim güçleriyle direnmeyi başarmış durumdalar.
Bu büyük keşif, evrende yıldızların doğması için mutlaka korunaklı ve devasa bir galaksinin merkezinde bulunmaya gerek olmadığını somut bir şekilde gösteriyor. Gökbilimciler, galaksilerin birbirini hırpaladığı o en zorlu ve en kaotik çarpışma anlarında bile, uzay boşluğuna savrulan kalıntıların içinden yepyeni Güneş sistemlerinin ve potansiyel olarak yeni dünyaların dürüstçe filizlenebileceğini bu sayede kesin olarak anlamış oldular. Önümüzdeki dönemde yapılacak yeni derin uzay taramalarında, galaksilerin dışındaki bu görünmez doğumevlerinin haritası çok daha net bir şekilde çıkarılmaya devam edilecek.